7
7

SON DAKİKA

Recep ÖZDEMİR

Kitap Özeti “Başarıya Götüren Aile”

Bu haber 02 Şubat 2016 - 2:54 'de eklendi ve 24 views kez görüntülendi.
Kitap Özeti “Başarıya Götüren Aile”

Recep Özdemir

Recep ÖZDEMİR – Eğitimci – Köşe Yazarı

Değerli Kanal Malatya Takipçileri,

Bu Hafta Köşemde Sizlerle Çok Beğendiğim Bir Kitabın Size Tavsiye Amacı İle Kendi Çıkardığım Özetini Paylaşmak ve Sizlere Bu Kitabi Okumanızda Ön Fikir Oluşturmak İstiyorum. Aşağıda Keyifle Okuyabileceğiniz Doğan CÜCELOĞLU’ na ait “Başarıya Götüren Aile” Kitabının Özetini Sizlere Keyifle Sunuyorum.

Keyifli Okumalar Dilerim…

KİTAP ÖZETİ

  1. KİTABIN 
  • ADI:  Başarıya Götüren Aile
  • YAZARI:  Doğan CÜCELOĞLU
  • YAYINEVİ:  Remzi Kitapevi
  • BASIM YILI VE YERİ:  2006 – İstanbul
  • SAYFA SAYISI:  138
  • BASKI SAYISI:  23’üncü Baskı
  • KONUSU: Ana babaların sınav dönemlerinde çocuklarına yardımcı olmaya çalışırken, yapmış olduğu doğru bildiği yanlışların çocuklar üzerindeki etkilerini örneklerle anlatmaya çalışmıştır. Yalın dili ve bizden örnekleriyle kendimizi ya da etrafımızdaki pek çok aileyi hatırlatan bu kitap, anne babalara birer rehber niteliğindedir. Kişisel gelişim kitaplarıyla tanıdığımız Doğan CÜCELOĞLU, çocuğu sınava hazırlanan anne ve babalara kendilerini değiştirmeleri, geliştirmeleri, farkındalıklarını arttırmaları için bir fırsat sunmuştur.

         

              (1) Yazar Hakkında Bilgi:

            Mersin’in Silifke ilçesinde 11 çocuklu bir ailenin 11. çocuğu olarak dünyaya gelmiş ve ortaokulu orada bitirmiştir. Ankara ve Kırıkkale’de liseyi bitirip İstanbul Üniversitesi Psikoloji bölümünden mezun olmuştur. ABD’de Illinois Üniversitesi’nde Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) doktorasını yapmıştır. Türkiye’de Hacettepe Üniversitesi iӀe Boğaziçi Üniversitesi ‘nde çalışmış, Fulbright bursu ile Berkeley’deki California Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak bir sene görev almıştır.

           1980-1996 yılları arasında ABD’deki Fullerton şehrinde California Eyalet Üniversitesi’nde görev yapmıştır. 1996’dan bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, ana-babalara ve iş adamlarına yönelik seminerler, konferanslar ve atölye çalışmaları düzenlemektedir. Psikoloji üzerine birçok kitap yazmıştır ve bunların hepsi eğitici kitaplardır.

            Kitabın özetine başlanmadan önce bir hususun belirtilmesi gerekmektedir. Kitapta geçen olaylar yazarın kendi düşünce ve ifadelerine sadık kalınarak aktarılmıştır.

            (2) Özet:

“Kızımın kendini niçin öldürdüğünü ancak şimdi anlayabildim.”
Bir baba eğitim yılının başında kızına, eğer üniversiteye girecek puanı alamazsa gözüne gözükmemesini söylemiş. Niyeti kızının derslerine daha ciddi çalışmasını, gevşememesini sağlamakmış. Kızının yapılan fedakârlıkların farkına varmasını istiyormuş.

Öyle anlaşılıyor ki 17 yaşındaki bu genç yürek, ana babanın evde farkına varmadan yarattığı cehennem hayatını kaldıramamış.

“Bugün bu seminerde esas nedenin kendim olduğunu anladım. Yüreğim kan ağlıyor. Keşke bu semineri daha önce alsaydım.”

Hiçbir baba, bile bile çocuğuna kötülük yapmak istemez. Aslında seminerde tanıştığım baba da kızının başarısı için bildiği ‘doğru şeyi’ yaptığını sanıyordu. Ne var ki insanları niyetimizle değil, eylemlerimizle etkileriz. Niyet açık seçik ifade edilirse karşı tarafa ulaşır. Niyet sevgi dolu olsa bile eylem öfke dolu ve korkutucu ise, karşımızdaki o öfkeyi görür ve korku yaşar.

Genç kız babasının niyetindeki sevgiyi değil, söylediklerindeki kaygıyı ve öfkeyi gördü. Kendisine duyulan güvensizliği hissetti. Genç kız öldü ve baba iyi niyetinin değil, eyleminin sonucu oluşan bir acının vicdan azabı içinde yaşıyor.

           Ülkemizdeki eğitim sistemiyle çocuklarımızın hep bir sınav telaşında olduklarını biliyoruz. Ailelerse onlardan çok daha fazla telaşlı ve kaygılılar. Her ailenin çocuğuna değer verdiği, onun için elinden geleni yaptığı ve büyüdüğünde onu her zaman iyi yerlerde ve başarılı görmek istediği tartışılmaz bir gerçektir. Ancak öncelikle kendinize sormanız gereken soru şudur: ” Başarı deyince ben ne anlıyorum, başarı bana göre nedir?

 Eğer siz kendinize bu sorunun cevabını dürüstçe verirseniz, çocuğunuzdan ne beklediğinizin daha iyi farkında olacaksınızdır. Çünkü anne babanın başarı anlayışı, onların çocukla etkileşimine sürekli yön verir, onu biçimlendirir ve çocuğunuzla iletişiminizin temelini oluşturur. Çocuğunuzun başarılı olmasını sadece kendi ego tatmininiz için mi istiyorsunuz? Başarısız olursa el alem ne der düşüncesi kafanızda var mı? Başarılı olması için neler yapıyorsunuz? Destekleyici bir aile mi yoksa köstekleyici bir aile misiniz? Bu tarz soruları ve her iki yanıtın sonuçlarını ele alan bu kitapta tutumlarınızın çocuğunuza etkilerini çok rahatlıkla görebilirsiniz.

(a). Birinci Bölüm:

 

Kitabın birinci bölümünde ‘’Her Anababa Çocuğunu Sever’’ başlığını taşıyor. Yazar devamında ‘’Şu dünyada her şeyin en iyisine layık çok özel ve güzel bir çocuk var! O, sizin evinizde yaşıyor’’  diyerek günlük hayattan yaşanmış yada yaşanması muhtemel olaylardan alıntılar yapıyor.

Sınav söz konusu olunca kaygı, endişe, stres, öfke gibi duygular anne ve babalarda görülmektedir. Ve bu duygularınızı farkında olmadan çocuğunuza yansıttığınızda, çocuğunuzun ders çalışma ve başarılı olma isteğinizi söndürdüğünüzün de ne yazık ki farkında olamıyorsunuz.

Bazı değiştirilemeyecek gerçekleri de göz ardı ediyoruz. Bu gerçekleri  vurgulamak adına kitapta yer alan Çin tapınak yazısını aynen paylaşmak istiyorum.’’Tanrım bana değiştirebileceklerim için güç, değiştiremeyeceklerim için sabır, ama en önemlisi, ikisinin arasındaki farkı anlamak için akıl nasip et.’’  Nedir bu gerçekler? Çocuğunuzun dünyaya bakış tarzı, kimliği ve alışkanlıkları sizin baskınızla hemen değiştirilemez. Okumak ve çalışmaktan zevk almayan bir öğrenciye ne kadar baskı yapsanız da işe yaramaz. Çocuğun farklı bir kimliğe bürünmesini beklemek gerçekçi değildir ve bu onun kendine olan güvenini zedeler. Sınavın yapılması olgusunu değiştiremezsiniz. Sizin sınava olan tutumunuzda çocuğu fazlasıyla etkiler. Eğer olumsuz bir tavır içindeyseniz çocuğunuzda aynı olumsuz tavırda olacaktır. Baskı yapıyorsanız bu, çocuğunuzun verimli çalışmasını sağlamaz. Aksine kendisi istemeden çalışan çocuk, aslında çalışıyormuş gibi görünür ancak verimli çalışmaz. Çocuğunuzun zihinsel yeteneğinin türü ve kapasitesi değişmez.

Doğuştan gelen görsel ve işitsel yetenekler değiştirilemez. Doğru yaklaşımsa bu yeteneklerin farkına varmak ve en verimli şekilde kullanmaktır. O halde ne yapmalı? Çocukla samimi ve içten bir iletişim kurulmalı, istekleri göz önünde bulundurulmalı, varsa rahatsız olduğu şeyler konuşulmalıdır. Onun sorumluluk almasına müsaade edilmesi, onun başarısı için vazgeçilmez bir bilinçtir.

(b). İkinci Bölüm:

 

Kitabın ikinci bölümü ‘’Her Ana Baba Çocuğun Başarılı Olmasını İster’’ başlığı ile ‘’İzin verin, çocuğunuz yaşamını tribünlerde seyirci olarak değil, sahada oyuncu olarak geçirsin’’ diyerek yapılan bazı yanlışların da farkına varılmasını ve başarı anlayışını değişik boyutlarıyla irdelemektedir. Bunlar ders-okul, meslek-iş, evlilik ve yaşam başarıları olarak örneklendirilerek anlatılmak isteniyor.

Yaşam başarısı nedir? Kişinin kendi özgür seçimlerinden oluşmuş anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşamı ifade eder. Yaşam başarısı diğer bütün başarıları kapsar. Yaşam başarısına götürmeyen okul başarısının ise sonu hüsrandır. Eğer yaşam başarısına kendinizi adamışsanız çocuğunuzun yapacağı işin bilince olup olmadığını kendinize sormalısınız.

Başarı kavramı tek başına anlam ifade etmemektedir. İnsanlar hayatlarının her alanında kendine, ailesine çevresine yetebildiği sürece başarı kavramından söz edilebilir. Örneğin çok iyi eğitim almış, mesleki yönden saygın bir konumda olmasına karşın çevresiyle veya ailesiyle ilişkilerini sağlam zemine oturtamamış kişi tam olarak başarılı sayılamaz. İnsan yaşamında dengesizlikler varsa yani kişi yaşamının tümüne değil, belirli bir yönüne odaklanmış ve bunu saplantı haline getirmişse ‘’Keşke’’ kavramını çok fazla kullanır. Başarılı insan yaşamında ‘’İyi ki’’  kavramını daha sık kullanır, üreterek kazanır, özgüveni yüksek olur ve kendi yaşamının oyuncusu olarak hayatını sürdürür.

(c).   Üçüncü Bölüm:

 

Bu bölüm ‘’Başarının Temelleri: Niyet ve Beklenti’’ başlığı ile ‘’Ona bir yaşam kurmayın; çocuğunuzun kendi yaşamının mimarı olmasına yardımcı olun’’ ile devam etmektedir. Çocukların niyetleri bizim onlardan beklentilerimize göre değişkenlik gösterir. Bunlar ‘’Gerçek niyet’’ ve ‘’Göstermelik niyet’’ dir. Anne baba olarak beklentimiz onun istediğimiz saatte ders çalışması arkadaşlarıyla görüşmemesi, hobilerinden vazgeçmesi yönünde ise çocuğumuz da göstermelik olarak ders çalışıyormuş gibi görünebilir. Gerçek niyeti ise arkadaşlarıyla görüşmektir. Zamanla çocuk ” nasılsa yeterince çalışmadığımı düşünüyorlar, bari çalışmayayım ” diye düşünmeye ve çalış uyarısından bıkıp tam tersini yapmaya başlar. Bu da zamanla çocuklarımızla olan ilişkiler açısından tamiri mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir.

Anne baba olarak çocuklarımızla ilgili niyetimizi ve başarı beklentilerimizin ne olduğunu kendimize sormamız gerekmektedir. Bunu dört örnekle inceleyelim.

  • Çocuğum her ne pahasına olursa olsun okulunda başarılı olsun iyi bir üniversiteye girmeye hak kazansın.
  • Çocuğumun herhangi bir üniversite okuması beni tatmin etmez. Aynı zamanda iyi bir mesleğinin olması gerekir.
  • Çocuğum mutlu bir evlilik yapsın, yakınımda olsun. Benim için önemli olan çocuğumun aileden uzaklaşmaması.
  • Çocuğumun kendi yaşamının patronu olmasını isterim. Hayatı boyunca ‘’Keşkeleri’’ az ‘’iyi’ kileri’’ çok olmasını kendine olan güveni ile güçlü bir kişilik olmasını yaşamına yön vermesini isterim.

Yukarıda ki örnekler bizlerin gönlümüzde yatan gerçek niyetleri ve bu niyetler üzerine inşa edilmiş beklentilerimizi görmemiz için verilmiştir. Kitap çocukların hayatlarını daha iyi nasıl programlanacağını değil, kendi hayatlarının mimarı olmalarına yardımcı olmayı anlatmaktadır.

        (ç). Dördüncü Bölüm:

Bu bölüm ‘’Yaşam Başarısının Temelleri: Bilgi ve beceriler’’ başlığı ile ‘Sorumluluğun bilincinde olmak bilgiye götürür’’ ile devam etmektedir.

Hayatı araba ile yola çıkmak olarak örneklendirebiliriz. Direksiyona oturmak, günlük hayatta olduğu gibi sorumluluk sahibi olmayı gerektirir. Bu bilinç içersinde her insan arabanın kontrolünün kendi elinde olmasını ister. Çocuklarımızın hayat yolunda direksiyona geçmek istemeleri ya da kontrolü onların eline bırakmak bizi korkutabilir. İşte çocuğunuzun ‘’Benim yaşamın ve sorumluluk bende’’ bilincine varması kolay olmamakla birlikte başarmamız gereken ilk konudur. Bu konuda iki sorun ile karşılaşırız. İlki bizden kaynaklanır ve onun kendisi için neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeyeceğini düşünme fikri ile karşılaşırız. İkinci sorun ise çocuk direksiyona kendisi geçmek istemez ve idarenin biz anne babalar tarafından yapılması gerektiğini düşünmesidir.

Çocuğun sınırlarına ve sorumluluklarına ailenin saygısızlığı söz konusu olabilir. Çoğu ailede çocuğun sorumluluğunu anne baba kendi üzerine aldığından çocukta sorumluluk duygusu gelişmez. Eğer çocuğun karşısına çıkan sorunlarla onu yerine aile uğraşmışsa, sorunla baş başa kalamayan ve çözüm arama fırsatını bulamayan çocuğun gelişimi engellenmiş olur. İşte bu noktada iki çeşit aile kavramı ile karşılaşmaktayız. Destekleyici bir aile mi yoksa köstekleyici bir aile miyiz? Bu aile tiplerini ana hatlarıyla tanıyalım.

Köstekleyici aile tipinde çocuk yemek zamanı önüne konulan tabağın hepsini bitirmek zorundadır. Doymuş olduğunu söyler ancak annesi ona hayır senin doyup doymadığına ben karar veririm der. Burada çocuğun sahip olduğu direksiyona anne babası oturmuştur ve çocukta sorumluluk duygusu gelişemez.

Destekleyici aile tipinde çocuk doyduğunu ifade ettiğinde anne itiraz etmez. Ama çocuk diğer yemek saatine kadar başka bir şey yiyemeyeceğini, yemeğin ailece birlikte yendiğini bilir. Çocuk yaşamında direksiyona oturmuştur. Ama trafik kurallarının olduğu bilir. Sorumluluk duygusu gelişir.

Ayrıca çok çalışmanın etkili ve verimli çalışma olmadığı, kısa süreli belleğimizin yapısı, öğrenme süreci ve bu konuya bilimsel olarak yaklaşımlarla açıklanmaya çalışılıyor.

(d). Beşinci Bölüm:

 

Bu bölüm ‘’Destekleyen ve Köstekleyen Aile Ortamı’’ başlığı ile ‘Başarılı insanların hedefleri vadır, nereye gitmek istediklerini    bilirler.  ’’ ile devam etmektedir.

Başarılı insanlara da başarma isteği vardır. Çalışırken kaygı ve stres yaşamazlar. Köstekleyen aile tipinde çocuğun geleceği ile ilgili kararlar büyükler tarafından alınır, çocuğa söz hakkı tanınmaz. Örneğin yakın zamanda A.B. süreci içerisinde uluslararası ticaret çok değerli bir iş kolu olacağını gören baba çocuğu bu alana yönlendirir. Çocuk hukukçu olmak istediğini söylese de umursanmaz.

Destekleyen aile tipinde kararları çocuklar alır ve büyükler onlara verdikleri karar konusunda yardımcı olur. Örneğin çocuk ‘’Avukat’’ olmak istiyorsa baba, Avukat arkadaşı ile görüşüp çocuğu ile 15-20 dakika konuşması için ricada bulunur. Bu sırada çocuk sormak istediği soruları hazırlar, görüşme gerçekleşir ve tekrar durum değerlendirmesi yapılır. Bu şekilde sağlam temeller üzerine kurulmuş hayaller oluşur. Verilen kararlar daha isabetli olur.

Başarılı insanlar, duygu ve düşüncelerinin farkındadır; böylelerinin kendilerine, duygularına ve düşüncelerine saygıları ve güvenleri vardır. Çocuklar dıştan içe doğru farkındalık yaşarlar. Önce dış dünyayı, sonra iç dünyalarını keşfederler. Köstekleyen aile tipinde çocuklar kendi iç dünyalarını keşfedemez hale gelir, varoluşlarını ifade edemez hale gelirler. Bu tip çocuklar hırçın, mızmızlanan her şeyden şikâyet eden ve duygu ve düşüncelerini ifade edemeyen kişilik haline gelirler.

Farkında olmak insan yaşamının özüdür. Farkında olan insan farkında olduğu şeyler arasında seçim yapabilir. Seçim yapabilmek, özgür insanın en temel özelliğidir. İnsanlar aslında farkında oldukları kadar yaşar. Farkında olmadıkları şeylerin onlar için anlamı yoktur.

(e). Altıncı Bölüm:

 

Bu bölüm ‘‘Durum Ne Nelerle Karşılaşıyoruz’’ başlığı ile ‘Öğretmenleri özel kılan, çocuklarımızı emanet edecek kadar onlara güvenmemizdir.  ’’ ile devam etmektedir.

Çoğu ailede, çocuğun sorumluluğunu ana baba kendi üzerine aldığından çocukta sınırlar ve sorumluluk bilinci gelişemiyor. Sınırlar ve sorumluluk bilinci gelişemeyince, çocuk karşılaştığı sorunları çözmek için sorumluluk alamıyor. Ne yazık ki yaşamda sorumluluk almayan çocuk gelişemez. Neden gelişemez, çünkü yıllarca koruyucu (BEN SENİN YERİNE YAPARIM) ve denetleyici (ÖDEVLERİNİ YAPTIN MI?) tutum içinde olan ana baba çocuğun karşısına çıkan sorunlarla onun yerine uğraşmış, sorunla baş başa kalarak çözüm için uğraşma olanağı bulamayan çocuğun gelişimi kösteklenmiştir.

Denetleyici anne baba çocuğun her davranışını kendi istediği yönde değiştirmek, denetlemek ister aşağıdaki türden laflar eder.

  • Şu saatte yatacaksın ve şu saatte kalkacaksın.
  • Şu pirinçleri okuttum, üflettim; sınava girmeden önce şunlardan 3 tane yutacaksın.
  • Sık sık tuvalete gidiyorsun biraz tut sonra git.

Ana babalarca çoğu zaman farkına varmadan yapılabilen yanlış uygulamalar vardır. Bunları da şu şekilde sıralayabiliriz.

  • Çocuğu araç olarak görmek.
  • Ben olamadım bari O olsun.
  • Yediğin önünde yemediğin ardında bir tek işin var , çalışmak.
  • Kıyaslama: “Cemal beyin oğlu Tıbbı kazanmış”
  • Aile ortamı: “ilgi ve sevgi yerine para verme”
  • Hata odaklı aile ortamı
  • Gerçeğe saygı : “çok zeki ama çalışmıyor”
  • Ergenlik dönemini görmeme
  • Sistemi tanımama
  • Öğrenciyi tanımamaktan kaynaklanan yanlışlar
  • Rehber öğretmeni araç ve aracı olarak kullanmak: “siz söylerseniz yapar”
  • Çocukla gereksiz çok konuşma yanlışı…

Sonuç olarak ailenin çocukla kurduğu ilişkinin türü okul başarısını etkileyen en önemli faktördür. Ailenin çocuğu gerçek anlamda tanıması gereklidir. Söylemler ile eylemler arasında tutarsızlık olmamalıdır.

(f). Yedinci Bölüm:

Bu bölüm ‘‘Çocuğumun Başarısını Desteklemek İçin Nelerin Farkında Olmalıyım’’ başlığı ile ‘Çiçeğin suya ve güneşe, öğrencinin destek ve takdire gereksinmesi vardır ’’ ile devam etmektedir.

Sınava hazırlık döneminde olan ailelerin ilk farkında olmaları gereken konu çocuğun içinde bulunduğu döneme saygılı olmaktır. Olumlu tutumlar çocuğun sınava hazırlanmasına katkı sağlarken, olumsuz tutum içinde olan aileler de sıklıkla başarı düşmektedir. Olumlu tutumlar aynı zamanda çocuğu daha iyi tanıma fırsatı vermekle birlikte çocuğun kendini de tanımaya imkân tanımaktadır. Ayrıca aşağıda sıralanan fırsatlar da oluşabilir.

  • Size ve çocuğunuza, yaşam üstüne konuşma ve daha kaliteli bir iletişim fırsatı,
  • Hedef belirleme fırsatı,
  • Planlamayı öğrenme fırsatı,
  • Disiplini çalışma alışkanlığı geliştirme fırsatı,
  • Zamanı iyi kullanmayı öğrenme fırsatı,
  • Etkili ve verimli çalışma alışkanlığının daha iyi bir yaşam sağlaması…

Olumsuz tutumlar ise çocuğa kendini bu dönemde değersiz hissettirmekle birlikte başarı durumunu kötü yönde etkileyecektir.

İkinci farkında olunması gereken konu çocukla ilişkide niyetinizin saflığının bilincinde olmamızdır. Göstermelik davranışlardan kaçınıp gerçek niyetin ortaya konulması ilişkilerin akıcılığı için önemlidir.

Üçüncü farkında olunması gereken konu çocuğunuz için ne tür bir başarı istediğimizin bilincinde olmaktır.

Etkili ve verimli çalışmanın, çok çalışmaktan daha başarılı olduğunu unutmamalıyız.

Başarılı insanlarda bulunan özellikler unutulmamalı ve çocuğunuzda bu özellikler geliştirmeye özen gösterilmelidir. Başarma hevesleri desteklenmeli, hedefi bulmaları konusunda onlara destek olunmalı ve rehber olunmalıdır. Çocuğun duygu ve düşüncelerine saygı duymak, kendilerine olan güven duygusunun gelişmesine sebep olacaktır. Bu seçimlerin bilincinde olunmalı ve seçimlerin sorumluluk getirdiğinin bilincinde olunmalıdır.

Kıyaslama yapmaktan kaçınmalı ve kıyaslama yapmanın başarıya engel olduğu unutulmamalıdır. Kıyaslama aile içinden ya da dışından kimle olursa olsun çocuğun gayreti hesaba alınmadığı için çocuğu yıpratır ve ders çalışma hevesini kırar.

’Her ne yaparsan yap, elinden gelenin en iyisini yap ve yaptığın şeyi şevkle yap’’ bu düstur stresten ve kaygıdan uzak olmaya, başarma olasılığının artmasına katkıda bulunacaktır.

Ailede ki büyüklerin desteğini almak ve çocuğunuzdan beklediğiniz azim, sebat ve gayreti kendi yaşantımıza yansıtmamız gerekmektedir. Sınava hazırlanan çocuk ders çalışırken ona uygun ortam sağlanmalıdır.

(g). Sekizinci Bölüm:

 

 

Bu bölüm ‘‘Yaşam Başarısına Yolculuk’’ başlığı ile ‘‘Gerçek özgürlüğün kaynağını, elinden gelenin en iyisini yapma gayreti ve yaparken coşkulu olma bilinci oluşturur. ’’ ile devam etmektedir.

Yazar bu bölümde kendi eğitim sürecinde yaşamış olduğu başarısızlık kaygısını paylaşmaktadır. Doktora öğrencisi olarak Amerika da bulunmuş yazar İngilizce bildiğini zannedip üç ayrı doktora dersi almış ve her dersten haftalık iki yüzer sayfa bilimsel metin okuması gerektiğini öğrenmiştir. Oysaki saatte en fazla bir buçuk sayfa okuyabildiğini görmüştür. Bu durum yazarın başarısız olacağı düşüncesine, kaygılanmasına ve depresyona girmesine sebep olmuştur. Bir dönem intihar etmeyi bile düşünmüştür.

Durum bu haldeyken içinde bulunduğu kaygılı ortamdan çıkmayı başarmış ve etkili çalışma düzeni sağlayarak kademe kademe İngilizcesini geliştirip doktorasını başarıyla bitirmiştir. El alem ne der korkusu ve Şok panik karamsarlık durumu insanı başarısızlığa götürür. Fırsatları değerlendirmek, elden gelenin en iyisini yapmak ve şimdi burada ya odaklanmak başarıyı destekleyen tutumlardır.

Yaşam başarısına kendini adamış ana babanın sorması gereken beş soru vardır. Bu soruları iyi bir iletişim sonucu biz sormayacağız. Çocuk kendine sormalıdır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

  1. Çocuğunuz yapacağı işin bilincine vardı mı?
  2. Çocuğunuz yapmak istediklerini besleyen bilgiyi araştırıyor, keşfediyor, ulaşarak özümsüyor mu?
  3. Çocuğunuz, bilgisini etkili bir biçimde uygulamak için gerekli olan becerileri kazanıyor mu?
  4. Çocuğunuz, bilgi ve becerisini etkili bir şekilde eyleme dönüştürme sorumluluğunu alıyor mu?
  5. Çocuğunuz, elde ettiği sonuçlardan ders çıkararak, iyi yaptıklarının ve daha iyi yapabileceklerinin farkına varıyor mu?

 

Ayrıca yapılan uygulamalardan sonra şu dört soru ile yapılanlar değerlendirilir. Bunlar;

  1. Ne yaptım?
  2. Neleri iyi yaptım?
  3. Neleri daha iyi yapabilirdim?
  4. Nelerin farkına vardım ve ne öğrendim?

Bu beş temel adım Yani çocuğun gönlünün muradını keşfetmesi, bunu gerçekleştirebilecek bilgilere yönelmesi, bu bilgilerle ilgili stratejiler ve beceriler kazanması, sorumluluk içinde bunları uygulaması ve  her uygulamayı değerlendirmesi, varsa hatalarından ders alması, onu adım adım yaşam başarısına götürecektir.

ÇOCUĞUNUZA BUNLARI ÖĞRETMENİN İKİ KOŞULU VARDIR;

 

  1. Onunla sürekli bir iletişim içinde olmanız.
  2. Bütün bu söylenenleri ana baba olarak kendi yaşamınızda uyguluyor olmanız.

BİTİRİRKEN…

 

Her yıl milyonlarca aile SINAV hazırlığı içinde olan çocuklarının başarısı için elinden gelenin en iyisini yapma arayışı içine girer. Bu aileler kaygılıdır ve içinde bulundukları durumdan kendilerini çoğu kez bunalmış ve çaresiz hissederler.

Bunalmış ve çaresiz hissetmek, ÖFKE’ YE götürür.

Aile ortamında çocuk başarıya yönlendirilmek istenir, ama kaygılı, bunalmış, çaresiz ve öfkeli anne ve babalar bu duygular içinde çoğu kez onlara destek yerine, köstek olurlar.

Evrim ÇALKAVUR dan bir anı;

Annem ile babam ilkokula başlarken beni yaşadığımız şehrin en iyi okullarından birine yazdırdılar. Öğretmenimi kendime bir türlü yakın hissedemedim. Okuldaki çocukların çoğunun maddi durumu bizimkinden daha iyiydi ve her fırsatta (yılbaşı, bayram, öğretmenler günü gibi) öğretmene hediyeler yağıyordu, hediyeleri bazen öğrenciler bazen şık giyimli anneleri getiriyordu.

Öğretmenim, bu çocuklara karşı daha ilgili ve sabırlıydı. Bir süre sonra sınıfı 2’ye ayırdı okumayı söken kırmızı kurdeleli çocukları çalışkanlar sırasına oturttu. Biz henüz sökmemiş olanları ise tembeller sırasına. O günden sonra okula gitmek istemedim, ben aptal ve tembeldim. Değersizdim.

Okula neden gitmek istemediğimi annem ve babamla paylaşmak istemedim,  gitmem için zorladıklarında da, mide ağrıları geçirdim, ateşim çıktı.

Gururum, onlara ne olduğunu anlatmama engel oldu.

Nasıl diyebilirdim ki? “Ben aptal ve tembelin biriyim!”

Babam benimle okula geldi birlikte sınıfa girdik yerime oturdum, tembeller sırası olduğunu ben mi söyledim, bir başkası mı hatırlamıyorum. Babam öğretmenimi görmeye gitti. Sonrasını bilmiyorum. Babam öfkeli, öğretmen mahcuptu. “Evrim, gel kızım, gidiyoruz!” dedi. Çıkarken de “Müdür beye de söylediğim gibi, sizi bir okulda öğretmen olarak tutmak büyük bir hata!” dedi.

Babam, aptal ve tembel olduğum için bana değil de, öğretmene kızmıştı. Bir pastanede oturduk

  “Kızım seni çok seviyorum, sen istediğin her şeyi yapabilirsin GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ” dedi.

Daha sonra evimize yakın o kadar ünlü olmayan bir okula başladım.

Sevecen, genç bir öğretmenim vardı. Kısa bir sürede okumayı söktüm ve bir kitap kurdu oldum. Yaşamda ne zaman zorluklarla karşılaşsam ya da haksız bir davranışa maruz kaldığımı düşünsem babamın sözünü hatırlarım.

Ben sevilmeye değer biriydim. İstediğim her şeyi başarabilirdim GÜNEŞ BALÇIKLA SIVANMAZ’ dı. Kısa süreli başarısızlıklar zorluklar geçerdi, yeter ki ben pes etmeyeyim. Boğaziçi Üniversitesinden mezun oldum çok sevdiğim bir iş yapıyordum yaşamım da dönüp bakınca keşkeleri göremiyorum ama çok sayıda “iyi ki yapmışım”lar var.

Tüm bunları babama, bana olan duyarlılığına ve sevgisine borçluyum, eğer öğretmenimin tarafını tutsaydı, tembeller sırasında oturarak onları utandırdığımı söyleseydi, beni en iyi okula gönderdiklerini, bunun kıymetini bilmediğimi söyleseydi… “Daha çok çalış!” deseydi, yaşamım nasıl bir yönde gelişirdi? BİLMEK BİLE İSTEMİYORUM.

(h). Sonuç

          Sonuç olarak aileler önce kendi niyetlerinin farkına varmalıdırlar. Sonra da çocuğunu tanımak, anlamak gayretinde bulunmalıdırlar. Böylece ilişkilerindeki eksikliği, yanlışlığı anlayıp geç olmadan düzeltmek için çaba gösterilirse çocuğun okul, iş, evlilik ve hepsini kapsayan yaşam başarısına sahip olması kolaylıkla sağlanır. Bize düşen görev ise onların yanlarında olarak, karşılaşabilecekleri olumsuz durumlara karşı önlerine ışık tutmak, hayatlarına rehber olmaktır.

HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT

YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.
POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
İLGİLİ HABERLER
SON DAKİKA